21 Ekim 2014 Salı

Dünya Malı

Şeytanın malı
Gafil bir adam bir şeyhin kapısına vardı, Şeytan'dan bir hayli şikayetçi oldu.
"Şeytan beni yoldan çıkartıyor. Beni kandırıp dinimi, ahiretimi mahvediyor. " dedi.
Şeyh de ona dedi ki: "Ey genç adam, senden az önce şeytan gelmişti buraya. O da senden bıkmış, usanmış. Ona yaptığın zulümleri anlatıp şikayet ediyordu. 

Diyor ki: "Dünyanın hepsi benim malımdır. O benim malıma göz koymaya, kendi mülkümü elimden almaya çalışıyor. Ben de bu yüzden onun dinine saldırıyorum. Bana zararı olmayan, malıma göz dikmeyen adamla benim ne işim olsun ki!"

Zikir

         Adamın biri, geceleri devamlı Allah'ı zikrederdi. Bütün gecesi zikir fikir içinde geçerdi. Zikir kalbine yerleşmiş, gönlüne tat vermişti. Bir gün şeytan bu adama yaklaştı ve o na, “Böyle devamlı Allah'ı zikretmen ne zamana kadar sürecek. Sen gece gündüz Allah diyorsun, peki bir kere olsun Allah da sana buyur kulum dedi mi? Zikrinin karşılığını aldın mı? Madem sana bir karşılık verilmiyor, sen bu kötü halinle ve kara yüzünle ne zamana kadar Allah diyeceksin?” diye vesvese verdi.
Bu vesvese adama tesir etti. Kalbi karıştı. o nu gerçek zannetti. Demek ben Allah'ı zikretmeye layık bir kul değilim bana karşılık verilmiyor diyerek zikri bıraktı ve uyudu.
Gece rüyasında Hızır aleyhisselamı gördü. Hz. Hızır o na,
-Allah'ı zikretmeyi niçin terk ettin; zikirden niçin pişmanlık duydun? diye sordu.
Adam,
-Ben sürekli Allah Allah diye zikrettim; fakat bir gün olsun Allah'tan “buyur kulum'' diye bir karşılık duymadım. Ben bu işe layık olmadığımdan ve Allah'ın kapısından kovulmaktan korkuyorum, dedi.
O zaman Hz. Hızır (a.s) adamı şöyle uyardı:
-Senin Allah Allah demen, O'nun buyur kulum demesi dır. O seni zikretmese sen O'nu hiç zikredemezdin. Senin O'na kavuşma arzusu ile amel edip çırpınman O'nun tarafından sana verilmiş bir cezbedir. O seni sevmese kendi yolunda koşturmazdı. Senin Allah'tan korkun ve O'na duyduğun aşk, O'nun sana lütfüdür. Senin her yâ Rabbi diye inleyişinde O da sana yönelir, seni dinler ve karşılık verir. Allah bir kulun kalbini bağlarsa, o kul Allah'ı zikredemez. Allah yolunu açmazsa, kul dua edemez. Sen başına gelen bir dert içinde Allah diyorsan, O sana kendisini zikrettirmek için bu derdi vermiştir. Gaye seni kendisi ile meşgul etmektir. Korkma, Allah de. Zikre ve duaya devam et. Hiçbir zikir ve dua karşılıksız kalmaz. Zerre kadar bir amel dahi zayi olmaz. Allah Firavun'a mal verdi, dert vermedi. O da hiç inleyip zikretmedi. Allah'ı zikrettiren dert, O'nu unutturan maldan ve sıhhatten daha hayırlıdır...

2 Mart 2014 Pazar

Hz. Süleyman ve Cinler

Andolsun, Biz Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü. (Sad Suresi, 34)
 Hz. Süleyman (as)'ın tahtı üzerine bir deneme olarak bırakılan cesedin de bir cin cesedi olma ihtimali vardır. Ceset taht üzerine bırakılmış, sonra da bir anda cinler alemine geri alınmış olabilir. Ayette geçen "... Sonra (eski durumuna) döndü." şeklindeki ifade böyle bir olayın gerçekleştiğine işaret ediyor olabilir.
 Tahtın üzerine bırakılanın bir insan cesedi olup, cinler tarafından bir anda geri alınıyor olması da mümkündür. Nitekim Süleyman kıssasında cinlerden bir İfrit'in Sebe Melikesi'nin tahtını çok kısa bir sürede bir yerden bir yere getirtebileceği de ifade edilmektedir.

     Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Süleyman(a.s) hakkında nazil olan ayetlerde, cinleri emrinde çalıştırdığı bildirilmektedir. Hz. Süleyman, cinlerden teşkil ettiği işçilere, onların usta ve sanatkarlarına kaleler, burçlar, saraylar yaptırmış; heykeller, mabetler, mescitler yaptırılıp, bunlarla yemekler pişirilip halka ikram edilmiş ve insanlar, bu nimetler ve refah içerisinde tembelliğe zevk ve eğlenceye dalmadan çalışmaya ve kendilerine verilen nimetlere şükre davet edilmişlerdir. Çünkü insanın esas gayesi Allah'a kulluk etmek ve Onun verdiği nimetlere, sıhhat ve afiyete şükretmektir.
Kur'anda, Hz. Süleyman'ın cinleri denizlerin diplerine dalma işinde kullandığı da belirtilmektedir.

Hz. Davud'un 19 oğlundan biri olan Hz. Süleyman'a Allah'ü Teala tarafından çok özel bir güç verilmiştir. Hz Süleyman kuşlarla ve cinlerle konuşma ve onların her hareketinden davranışlarından anlama ona verilen ilahi bir güçtür. Hz. Süleyman cinlere, şeytanlara hükmetmiş, özellikle onların inşaat ustalarına, denize dalan dalgıçlarına vazifeler vermiş ve çalıştırmıştır. Birbirine zincirli vaziyette, cezalandırılmadıkça rahat durmayan, iş yapmayan diğer cin ve şeytanlar da onun emrine girenler arasındadır. (25. Sat Suresi 37,38)
Bu şeytanlar içerisinde iblis yoktur ancak İblis'in gayret ve çabasıyla şer ve fesat ehli olan ve adına Şeytan denilen cinler vardır. Cinler alemini teşkil eden bütün cinler değil, içlerinden yalnız belli bir kavmidir.

Cinler ve şeytanlar Hz. Süleyman tarafından insanların güç yetiremeyecekleri derecede ağır işlerde çalıştırılmış, yüksek binalar yapılmış, maharet isteyen sanatlar icra edilmiştir. Belkıs gibi bir hükümdar sultanın su dolu zannedeceği derecede sırçadan yapılmış sahanlık bunun bir örneğidir. Mescit ve mihraplar azizlere ait timsal ve heykeller ve daha buna benzer işler Hz. Süleyman'ın emir ve isteği üzerine bu cinler tarafından yapılmıştır. (27) 13 yaşında iken Saltanat' a geçtiği rivayet edilen Hz. Süleyman 4 yıl sonra inşaatı yeniden başlatmıştı. 53 yaşına geldiği zaman Beyt-i Makdis'in bitmesi için fazla bir iş kalmamıştı ama Cibril Emin gelmiş hayatının sona erdiğini izin verilirse ölüm meleğinin görevini yapmak üzere beklediğini bildirmişti. Tek dileği vardı: "Allah'ım cinler ve şeytanlar benim öldüğümü duyarlarsa Beyt-i Makdis'in yapımını bırakırlar. O halde vefatımı geç duyur.
"Bu duasının kabul edilmesi üzerine sırça sarayına girdi ve ibadete başladı. Dışarıda görenler onu iki eliyle tuttuğu asasına alnını dayamış halde müşahede ettiler. Ayaktaydı, bir şeyler düşünüyormuş gibi bir hali vardı. Hz. Süleyman günlerdir hatta haftalardır hep aynı yerde aynı vaziyette duruyordu. Bu arada Hz. Süleyman'ın asasını kemirmeye başlayan bir kurt Yüce Mevla'nın görevlendirmesiyle geceli gündüzlü uğraşıp duruyordu. Nihayet bir gün asasını ucu iyice kemirilmiş oldu ve kaydı. Ona dayanmış olan Hz. Süleyman vücud-u şerif'i yere yığıldı. Tam bu sırada ona bakanlar vefat ettiğini anladılar ve cinler derhal işi bıraktılar. Şu an günümüzde Kudüs'te bulunan cinlerin yapmış olduğu mescit Beyt-i Makdis halen ayaktadır.

17 Ocak 2014 Cuma

BİRE ON

  Bir dilenci, Hz. Ali'den bir şeyler istedi. O da Hasan, Hüseyin Efendilerimizden birisine, "Annene git, kendisine verdiğim altı dirhemden birini al getir." dedi. Giden, geri geldiğinde, "Annem onları un almak için sakladığını söylüyor" dedi. Hz. Ali, "Kişi kendi elinde bulunandan çok Allah'a itimat etmedikçe tam iman etmemiştir. Git, o paraların hepsini getir." dedi. Hz. Fatıma, bu sefer paraların tamamını yolladı. Hz. Ali hepsini dilenciye verdi.
    Bu hadisenin üzerinden birkaç dakika geçmemişti ki bulundukları yere bir deve satıcısı geldi. Hz. Ali, ona devenin kaç para olduğunu sordu, yüz kırk dirhem olduğunu öğrenince, "Paranı sonra almak üzere bana satar mısın?" dedi. Satıcı kabul etti ve devesini oraya bağlayıp gitti.
    Biraz sonra birisi geldi ve devenin kime ait olduğunu sordu. Hz. Ali, kendisine ait olduğunu söyledi. Adam, "Satar mısın?" diye sorunca, Hz. Ali Efendimiz iki yüz dirheme adama sattı. Yüz kırk dirhemini deveyi satın aldığı adama verdikten sonra evine gitti. Biraz evvel altı dirhem aldığı Hz. Fatıma'ya, altmış dirhem verdi. O, hayretle, "Bu nedir?" diye sordu. Hz. Ali: "Allah Teala'nın, Peygamberimiz (s.a.v.) vasıtasıyla "Kim (Allah'ın huzuruna) bir hayır ile gelirse, ona onun on misli verilir" (En'am/160) şeklindeki vaadinin neticesidir." buyurdu.
* * *
   Efendimiz (s.a.v.), "Cömertlik kökü cennette, dalları dünyada olan bir cennet ağacıdır." buyurarak insanlara cömertliği tavsiye ediyor, Hz. Ali Efendimiz de, bu hadise ile güven dersi veriyordu.


KAYNAK: Nil Yayınları

6 Aralık 2013 Cuma

Hz.Yakup -Azrail

Hz. Yakup:
 - Ey ölüm meleği, ziyaret için mi, yoksa canımı almak için mi geldin?
 Hz. Azrail:
- Ziyaret için Hz. Yakup:
- Senden bir talebim var
- Nedir o?
- Ecelim yaklaştığı ve canımı almak istediğin zaman bana önceden bildirmendir.
 - Peki! Sana iki veya üç haberci gönderirim. Bundan bir zaman sonra Hz. Yakup'un eceli yaklaştı. Ölüm meleği gene geldi.
Hz. Yakup sordu:
 - Ziyaret maksadıyla mı geldin, yoksa canımı almak için mi?
Ölüm meleği:
 - Canını almak için!
 Hz. Yakup:
 - Hani ya, sen bana önceden haber verecektin, iki veya üç haberci gönderecektin? Ölüm meleği:
 - Ben dediğimi yaptım:
1- Saçların önceden siyah idi, beyazlaştı.
2- Vücudun önceden kuvvetli idi, sonra kuvvetten düştü.
3- Endamın önceden dik idi, şimdi kamburlaştı.
 Ey Yakup, işte bu üç şey, ölümden önce insan oğluna benim gönderdiğim habercilerimdir...

24 Kasım 2013 Pazar

Üzülme!

Üzülme!
Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.


Üzülme!
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.
Dr.Senai Demirci

Yüzü simsiyahtı!!

Yüzü simsiyahtı. Ama kendisi boyamamıştı ki!Kaldı ki, kalbi bembeyazdı.Buna rağmen onu basite alanlar vardı.Dedi ki:
– Ya Resûlallah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?– Asla!– O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin kızını vermiyor?– Amir bin Veheb’in evine git ve “Resûlullah selamı var, kerimeni bana nikahlamanı emretti” de.Siyah yüzlü genç hemen adrestedir. Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır.Baba kızgın, hemen reddeder. Ancak, teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder:– Babacığım, vahiy gelir de sonra seni mahcup eder. Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)’in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git, Resûlullah’tan özür dile ve beni o gence nikâhla. Resûlullah’ın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum.kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler:– Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum. Demek ki doğruymuş. Kızımı verdim. Şu anda nikahlısıdır.
Efendimizin gence emri:– Git, evini hazırla, aile oturacak şekilde döşe.– Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok!..– Öyle ise Ali’ye, Osman’a, Abdurrahman bin Avf’a git. Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler.Uçarcasına gider. Onların her biri, emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir. Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut. Hele zevcesi, ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta…
Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir. Önce anlayamaz, duraklar ve nefesi kesilircesine dinler. Evet, evet yanlış anlamamıştır, doğrudur. Ses herkese ilan etmektedir:– Ey kendini Allah’a asker bilen Müslümanlar!Derhal atınıza binin, cihada yönelin. Ordu mescidin dışında beklemektedir. Siz böyle gün için varsınız dünyada! Düşman ani baskın yapacak!
Şimdi ne olacak?.. Cihada mı gitsin, evlenmeye mi?.. Yönünü hemen değiştirir, demirciler çarşısına gider. İlk işi bir kılıç, sonra bir zırh, daha sonra da bir at almak olur. Elindeki paranın hepsini de harcamıştır. Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır…Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar, bekleyen orduya toz duman içinde karışır.– Bu genç, herhalde Bahreyn’den gelen biridir, derler. Ancak onun siyahlığını fark eden Resûlullah Aleyhisselam:
– Sen Saad mısın? buyurur.
– Evet, deyince de dua eder:
– Ceddine saadetler!
Kumlu çöllerden geçilir, tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar… Herkes cesaretle ileri atılır. Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür. Neden sonra meydan sakinleşir, düşman kaçmış, müşrikler yok olmuşlardır. Şehitler tespit edilirken, bir ses:– Allahü Ekber! Evlenmek üzere olan Saad da şehit!Efendimiz onun cesedi başına gelir, mahzun şekilde bakar:– Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim!Bir hayret nidası daha:– Allahü Ekber!Sonra döner, oradakilere hitap eder:– Kılıcını, mızrağını ve atını alın, kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin. Babasına da deyin ki:– Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence Allahü Teâla cennet hurilerini lâyık gördü!Ve hayret nidaları birbirini takip eder:– Allahü Ekber! Allahü Ekber!

28 Ekim 2013 Pazartesi

GERÇEK MÜCAHİT, “CANİ” OLAMAZ!

Suriye’de bazı cinayet şebekeleri “Mücahit” maskesi altında,
“Tekbir” getirerek, insanları işkence ediyorlar!
“Tekbir” getirerek, kulak ve burunları kesiyorlar!
“Tekbir” getirerek, insanların başlarını kesiyorlar!
“Tekbir” getirerek, insanları yakıyorlar!
“Tekbir” getirerek, katliam yapıyorlar!
Bu sözde “Mücahitler” tüm bu cinayetleri “İslam” adına işlediklerini dillendiriyorlar.
Peki İslam dininde, işkence yapmak caiz mi? Hayır!
Peki İslam dininde, kulak burun-kesmek caiz mi? Hayır!
Peki İslam dininde, insanları yakmak caiz mi? Hayır!
Peki İslam dininde, katliam yapmak caiz mi? mi? Hayır!
İslam dinine göre bu cinayetleri işlemek, kesinlikle haramdır. Bu gerçekten anlaşılıyor ki, sözde mücahitler, İslam’ı vahşetlerine alet ediyorlar.
Bu cinayet şebekeleri, emperyalistlerin kiralık katilleridir. Bu katiller, gerek işlemiş oldukları cinayetler ve gerekse İslam dinini lekeledikleri için cehennemin en alt tabakasına yuvarlanacaklar. Ayrıca cinayet şebekelerine yardım eden ve destek olanlar da, bu cinayetlerin ortaklarıdır. Allah’ın (c.c.) azap ve gazabına müstehak olacaklardır.
Biz Müslümanlara düşen görev, sözde mücahit maskesi altındaki bu kiralık katilleri ve destekçilerini iyi tanımalı, onların cinayetlerine ortak olmamalı ve İslam’ın lekelenmesine müsaade etmemeliyiz.
Abdullah Serhat

29 Eylül 2013 Pazar

Bediüzzaman Said Nursi'den Altın Sözler

Hiçbir Nur Talebesi yoktur ki, sınıfının en fazîletlisi, en çalışkanı olmasın.

Ya Rabbi, bana ve ihvanıma (kardeşlerime) iman-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver. 

Böyle dehşetli bir asırda insanın en büyük meselesi imanını kurtarmak veya kaybetmek davasıdır.. 

Sünnet-i Seniye, edebdir. Hiçbir mes’elesi yoktur ki, altında bir nur, bir edeb bulunmasın!

İnsanın Allah'a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair takvasıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.

Evet şu güzeran-ı hayat bir uykudur, bir rü'ya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider.

Senin gönlünü kıran olursa, "buna benim nefsim müstehaktır" de ve gönlünü kıranın gönlünü hoşnut eyle. 

Hased ve kıskançlıkta öyle bir muaccel ceza var ki: O hased, hased edeni yakar. 

İhlâsı kıracak esbabdan yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz.

Baş ile yapılan secde Allah için olursa ibadettir, gayrısı için dalalettir.

                                                                                          Bediüzzaman Said Nursi

12 Eylül 2013 Perşembe

Akıl sahipleri için ibretler vardır..

Kuşkusuz göklerin ve yerin yaradılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde
(dünyanın dönüşünde), akıl sahipleri için ibretler vardır. Onlar ayakta iken, otururken ve
yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaradılışını düşünürler
(ve derler ki:) “Ey Rabbimiz! Sen bunu boş yere (hikmetsiz) yaratmadın. Seni tenzih ederiz,
bizi ateşin azabından koru.” (Âl-i İmran - 190 - 191)

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Bu âyet-i okuyup da düşünmeyene (tefekkür etmeyene) yazıklar olsun! (Müslim)
İşte Kur’an’daki mânevî programlardan biri de bu âyet-i kerîmedir. Bu âyette, “göklerin ve yerin
yaradılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde ve uzayıp kısalmasında nefsin
tutsağı olmayan akıl sahipleri için ibretler vardır” buyuruluyor.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Bir saatlik tefekkür (ibretle düşünme), bir yıllık (nâfile) ibâdetten hayırlıdır. (İbni Hibban)
Bir saatlik (yani bir anlık) düşünme ibâdeti, gafletle yapılan bir yıllık nâfile ibâdetten hayırlıdır.
Çünkü şeytani, dürtülerden, hayâl ve evhamlardan arınarak varlıklar âlemini tefekkür eden
kimsenin gönlü uyanır, îmanı taklitten tahkik (kesinlik) derecesine ulaşır ve gerçek mü’minlerden
olur. Bizler de îmanımızın tahkik derecesine ulaşması için bu âyetin ışığında önce üzerinde
yaşadığımız dünyaya, atmosfere ibretle bakalım ve sonra uzay yolculuğuna çıkalım.
Güneşin uydusu olan dünyanın ekvator çapı 12.756 km. ve toplam yüzey alanı 510.200 milyon km²
olup, bunun yüzde 70,8’i su ve yüzde 29,2’si karalarla kaplıdır.
Dünya saatte 1666 km. hızla 24 saatte kendi ekseni etrafında bir defa döner ve bu dönüşünden
gece-gündüz meydana gelir. Ancak dünyanın ekseni yerküresi ile güneş arasındaki doğruya tam
dik olmayıp 23,5 derece eğik olduğundan, sadece ekvator üzerinde gece ile gündüz her zaman eşit,
diğer yerlerde ise geceler ve gündüzler sürekli uzayıp kısalır. Bizler küçücük bir kaya parçasını
kaldırmada zorlanırken, dünya denilen bu dev kütleyi yaratan, uzay boşluğunda bir yörüngeye oturtan
ve 150 milyon km. uzaklıktaki güneşin çekim gücüne bağlayan Allah, gerçekten sonsuz ve sınırsız
güç sahibidir.

Hataların Silinmesi


Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: Allah'ın hataları silmeye ve dereceleri yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri size söyleyeyim mi? Evet, ey Allah'ın Resulü, söyleyin! dediler. Bunun üzerine saydı:Zahmetine rağmen abdesti tam almak. Mescide çok adım atmak. Bir namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte bu ribâttır. İşte bu ribâttır. İşte bu ribâttır.
Müslim, Tahâret 41, (251); Muvatta, Sefer 55, (1,161); Tirmizi, Tahâret 39, (52); Nesâi, Tahâret 106.

29 Haziran 2013 Cumartesi

Fitneyi Doğuran Sebepler

Fitneyle ilgili hadislerin iki kısımda ortaya çıktığını görmekteyiz. Birinci kısım, kulların iradesi dışında olup tamamen ilahi iradeye bağlıdır. Mesela; güneşin batıdan doğması, Deccal'in çıkması gibi. Bir de ortaya çıkmasında kulların iradesi esas olan fitneler vardır ki, bunlardaki amil, kulun kendisidir. Fitneyi doğuran sebeplerde, kulun iradesi sonucu ortaya çıkacak fitnelerin sebepleri araştırılmıştır.


1. Cehaletin Yaygınlaşması
Ebu Ümame (ra)'nin naklettiği bir hadiste Rasulullah (sav): “Öyle fitneler olacak ki, o zaman kişi mü'min olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacaktır. Ancak Allah'ın ilim vermek suretiyle ihya ettikleri müstesna “ buyurarak bilgili insanların hiçbir zaman fitnenin tuzağına düşmeyeceklerini haber vermiştir.


2. Alimlerin Bozulması
Abdullah b. Amr b. el-As (ra) diyor ki: Ben Rasulullah (sav)'ı şöyle söylerken işittim: “Allah ilmi insanlardan söküp almak suretiyle kaldırmaz., bilakis alimlerin canlarını almak suretiyle ilmi kaldırır aralarında hiçbir âlim kalmaz da insanlar cahilleri önderler edinirler, onlara sorular sorarlar, onlar da bilgisizce fetva verirler ve böylece hem kendileri sapıtırlar hem de başkalarını saptırırlar. “
Ebu Hureyre (ra)'nin rivayetinde : “İlim öğrenip de onu gizleyen kimse, kıyamet gününde ağzına ateşten bir gem vurulmuş olarak getirilecektir” denilirken, İbn Ömer (ra)'in rivayetinde ise: “İlmi, âlimlere karşı övünmek yahut, sefihlerle mücadele etmek, insanların dikkatini üzerine çekmek için öğrenen kimseyi Allah cehenneme sokar” diye belirtilerek âlimlerin taşıdıkları sorumluluğa ve toplum üzerimde meydana getirecekleri kötü tesire işaret edilmektedir.


3. İdarecilerin Bozulması
Enes b. Malik (ra)'in naklettiği hadiste; “Enes der ki: Rasulullah (sav)'a; Ya Rasulullah İyiliği emretmeyi kötülükten sakındırmayı ne zaman terk ederiz? diye soruldu. Rasulullah (sav): “Sizden önceki ümmetlerde meydana gelen şeyler, sizin içinizde de ortaya çıkınca “, diye buyurdu. “Bizden önceki ümmetlerde meydana gelen şeyler nedir? “ dedik. Rasulullah (.sav): İdare küçüklerinizde, zina büyükleriniz arasında ve ilim de düşük insanlarınızda olmasıdır “ buyurdular.


4. Dini Münakaşaların Yapılması
Enes b. Malik (ra)'ten rivayet edilen bir hadiste şöyle denilmektedir: “Din üzerinde münakaşa yapıyorduk, yanımıza Hz. Peygamber (sav) geldi. Bizi münakaşa eder görünce, şimdiye kadar hiç görülmemiş derecede kızdı ve şöyle dedi: “Ey Muhammed'in ümmeti, nefislerinizi bu derece ateşlendirmeyiniz. Bununla mı emir olundunuz? Bundan nehyedildiniz mi? Sizden öncekiler de bu sebepten yok olmadılar mı?Hayrı az olduğu için mücadeleyi terk ediniz. Münakaşayı terk ediniz, zira münakaşa kardeşler arasına düşmanlık sokar. Münakaşayı terk ediniz, zira fitnesinden emin olunmaz. Münakaşayı terk ediniz, zira o (zihinlerde) şüphe oluşturur, amelleri yok eder. “


5. Dini hayatın zayıflaması
Hz. Ali (ra)'nin naklettiği bir hadiste Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Ümmetim şu on beş hasleti işlerse kendilerine bela iner. “ “Onlar nelerdir? “ diye sorulduğunda Rasulullah (sav) şöyle buyurdu : “Ganimet, muayyen kişiler arasında dolaştığı, emanet ganimet kabul edildiği, zekat ceza kabul edildiği zaman, kişi hanımına itaat edip annesine karşı geldiği, arkadaşına karşı iyi olup babasına cefa ettiği zaman, mescitlerde gürültüler yükseldiği, toplumun en aşağılık insanı onlara lider olduğu, şerrinden korkularak ki ile ikram edildiği, şaraplar içildiği, ipek giyildiği şarkıcı kızlar ve çalgı aletleri edinildiği bu ümmetin. soru evveline lanet ettiği zaman ya bir kızıl rüzgar yahut yere batma ve kılık değiştirme gibi bir bela beklesinler.


6. İyiliği Emredip Kötülükten Sakındırmanın Terk edilmesi
Huzeyfe (ra)'nin rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, mutlaka iyiliği emredecek, kötülükten şiddetle sakındıracaksınız., (Eğer bunu yapmazsanız) Allah'ın yüce katından size bir azap göndermesi muhtemeldir. Bu durumda siz O'na dua edeceksiniz fakat O, sizin duanızı kabul etmeyecektir.'


7. Adaletin Terk edilmesi
Abdullah b. Amr b. el-As bir hadisi şöyle rivayet etmektedir: Rasulullah (sav)'ın etrafında halka olmuş oturuyorduk. Fitneden bahsetti ve şöyle dedi: “İnsanları; antlaşmaları bozulmuş, itimat ve güvenleri azalmış gördüğünüz zaman, (parmaklarını birbirine karıştırarak) halleri şöyle karmakarışık olur...”
Hırsızlık suçu işlemesinden dolayı eli kesilmesi gereken bir kadın için, affedilmesine aracı olmak isteyen Hz. Üsame'ye Peygamberimiz (sav): “Allah'ın koymuş olduğu ceza hakkında mı aracılık ediyorsun? “ demiş, sonra da bir hutbe irad ederek “Sizden önceki ümmetleri helak eden, soylu biri hırsızlık yapınca onu bırakmaları, zayıf biri yapınca ona ceza uygulamalarıdır. Allah'a yemin ederim ki, kızım Fâtıma hırsızlık yapsaydı onun da elini keserdim” buyurmak suretiyle, bir toplumun devamı için adaletin ne derece önemli olduğunu belirtmiştir...A.ç


7 Mayıs 2013 Salı

Necip Fazıl Kısakürek


Necip Fazıl Kısakürek vapurla Karaköy’e geçerken, yanına biri yaklaşıp;
“Üstad,” diye sormuş. “Peygamberlere ne gerek var, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik.”
Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan cevabını vermiş:
“Ne diye vapura bindin ki? Yüzerek geçsene karşı kıyıya.”..

2 Mayıs 2013 Perşembe

Ey Türkler..! Ey Kürtler..!!!


Ey Türkler..! 

Ey Kürtler..!

 Ey Lazlar..! 

Ey Çerkezler..!

Habeşli BİLAL ve Farslı SELMAN

 Hz.MUHAMMED (s.a.v.) ile 

tanışınca KARDEŞ oldular .

Düşünün ,utanın,uyanın ve 

kucaklaşın.. !
                                Said Çamlıca

23 Nisan 2013 Salı

23 Nisan Aldatmacası!!!


Bugün 23 Nisan... “Neşe doluyor insan” demeyeceğim; çünkü neşemizi kaçıran öyle çok şey var ki... Bugün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı... Bugün Allah’a ait olan hakimiyetin beşere verilmesinin bayramı... Bugün çocuklarımızın ilahi hakikatlerden uzaklaştırılmasının bayramı...
Bu yazıda, bayram kutlamalarında icra edilen ve “insanı aptal yerine koyan ritüeller”e değinecek değilim. “Egemenlik hakkının Allah’a ait olması” üzerinde de duracak değilim. Sadece, milletin, “egemensin” sözüyle nasıl aldatıldığını ve “milli egemenlik” adı altında nasıl bir “ideoloji monarşizmi” kurulduğunu hatırlatmak istiyorum.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın web sitesini açarsanız, hemen açılışta bir yazı göreceksiniz. Bu yazıya göre Devlet içinde en üstün buyurma kudreti olan milli egemenlik, millete ait. Milli egemenlik kişi veya zümre egemenliği ile, yani monarşik veya oligarşik yönetim biçimleriyle bağdaşamaz.
Ancak aynı yazıda vurgulanan ilk husus, Devletin, “Atatürk’ün devlet anlayışı”na göre dizayn edildiği. Devlet biçiminde ve egemenliğin kullanımında “monarşi”ye ve “oligarşi”ye karşı çıkılırken, devleti M. Kemal’in ilkelerine, anlayışına göre biçimlendirmek esas. Peki, bu monarji olmuyor mu? “Kemalist ideolojiye dayalı monarşi”nin sahiplerinin yönetimindeki devlet, aslında oligarşik bir sistemle yönetiliyor olmaz mı? Bunun yanına “lider sultası”nı da koyduğunuzda, “milli egemenlik”, bir aldatmacadan ibaret kalmaz mı?
Aynı yazıdaki ana hususlardan biri de, M. Kemal’in, ömrü boyunca milli egemenliği Türk toplumuna benimsetmeye çalıştığı. Ancak devlet hâlâ “tek adam” felsefesi ve “Kemalist mantalite” ile yönetiliyorsa, bunu “milli egemenlik”le nasıl açıklayacağız? En başta M. Kemal, tam anlamıyla “tek adam” değil miydi? Nitekim M. Kemal’in en yakınındaki yazar Falih Rıfkı Atay, ünlü Çankaya adlı kitabında soruyor: “Atatürk diktatör müydü?” Hemen ardından kendi sorusunu kendisi şöyle cevaplıyor: “Rejimine bakarsanız, evet.”
Görüldüğü gibi uygulama, “milli egemenlik”in aldatmacadan ibaret olduğuna, arka plânda bir “ideoloji monarşizmi”nin hüküm sürdüğüne dair işaretler taşıyor.
Şimdi gelelim, 23 Nisan’ın nasıl “çocuk bayramı” haline geldiğine...
23 Nisan’ı bayram olarak çocuklara M. Kemal’in hediye ettiği söylenir ya, bu yalan! 1921’de gazi ve şehitlerin çocuklarının bakımını üstlenmek üzere Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) kurulur. Bu kurum, 1929’da 23-29 Nisan günlerini “Çocuk Haftası”, 23 Nisan’ı da “Çocuk Bayramı” ilan eder. O tarihe kadar “Ulusal Egemenlik Bayramı” olarak kutlanan 23 Nisan’da, bir de “Çocuk Bayramı” kutlanmaya başlanır. Yani M. Kemal’in çocuklara armağanı sözkonusu değil.
1979, UNESCO tarafından “Çocuk Yılı” ilan edilince, TRT Uluslararası Çocuk Şenliği düzenler ve böylece, 23 Nisan uluslararası düzeye çıkar.
1981’de 12 Eylül cuntası, Meclis’i kapattığından, “Ulusal Egemenlik Bayramı” olarak kutlamanın komik olacağını görüp, 23 Nisan’ı sadece “Çocuk Bayramı” olarak anmayı kararlaştırır. Cunta sonrası ise 23 Nisan, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanmaya başlanır. Yani Çocuk Bayramı, M. Kemal’in çocuklara armağanı değil, 12 Eylül Cuntasının eseridir.
Şimdi gelelim meselenin düğüm noktasına...
Madem ki bugün “ulusal egemenlik bayramı”, o halde bırakın da “rejimin nasıl olacağı”na, “devletin nasıl biçimlendirileceği”ne; “hukuki, siyasi, sosyal ve iktisadi sistemin neye göre düzenlenip nasıl işleyeceği”ne millet karar versin! Başta Kemalizm olmak üzere, “milletin kimlik ve kişilik değerlerine, inanç ve geleneklerine uygun olmayan ne varsa” tarihin raflarına kaldırılsın! Millet, “neye göre, nasıl yönetileceği”ne kendisi karar versin! Eğer gerçekten egemenlik millete ait ise...
Madem ki bugün “çocuk bayramı”, o halde çocuklarımız için şunları isteyelim:
Çocuklarımızı “itikadi ve ameli yönlerden İslam’a göre yetiştirme”mize engel olmayın! Kafalarını ve gönüllerini “Kemalist ideolojiye göre biçimlendirmeye son” verin. GDO’lu, hormonlu gıdalardan uzak tutup “sağlıklı beslenme”si için gerekli tedbirleri alın. “Geleceğe eşit şartlar altında ve eşit fırsatlardan yararlanarak hazırlanma”sı için milli geliri adaletli dağıtın. Onları “hayata hazırlayın”; eğitim ihtiyaçlarını nitelikli olarak giderin. Çocuklara “yaşanabilir bir ülke ve yaşanabilir bir çevre” bırakın. “Aklını kullanabilen, üretebilen, ufku açık, inancı sağlam, özgür ruhlu, hür beyinli, haramlardan kaçınan” bireyler olarak yetiştirin. Onların, “yeteneklerini gösterebilmesine ve geliştirebilmesine” fırsatlar oluşturun.
Artık Devlet, neyin bayram olup neyin olmayacağını, bayramların nasıl kutlanacağını belirlemesin. Millet, kendisi için neyin bayram olacağına kendisi karar verir ve kendi bayramını adam gibi kutlamasını çok iyi bilir.


                                                                                                                    Faruk Köse

16 Nisan 2013 Salı

Gaflet!!


Gaflet nedir? Cenab-ı Hakk-ı unutmaktır..
Sözlükte “gafil olmak, dikkatsizlik, ne yaptığını bilmemek” mânalarına gelir. Hadis Usulü ilminde fartu'l-gafle olarak da geçer...
Huzur nedir? Cenab-ı Hakk-ı hatırlamaktır..
Gaflet, Cenab-ı Hakk-ı unuttuğumuz, o yokmuş gibi davrandığımız zamanlarımızdır...
Gafletin zıttı ise huzurdur...
Huzur, Cenabı-ı Hakk-ı hatırlamak, O’nu anmak, her an ve her yerde hazır ve nâzır olduğunun şuurunda olmaktır...
Huzur nedir? Cenab-ı Hakk-ı hatırlamaktır...
Gaflet, Cenab-ı Hakk-ı unuttuğumuz, o yokmuş gibi davrandığımız zamanlarımızdır...
Gafletin zıttı ise huzurdur...
Huzur, Cenabı-ı Hakk-ı hatırlamak, O’nu anmak, her an ve her yerde hazır ve nâzır olduğunun şuurunda olmaktır...

Ahmaklara Duyrulur!!


Bir saniye önce var olan hayatın sona ermesinden sonra ki bir saniyede neler değişiyor da yaşayan, duyan, hisseden, düşünen, 38 derece gibi yüksek bir sıcaklıkta 60-80 sene bozulmayan bir vücut birkaç saat içinde tamamen işgal edilip, 7-8 hafta içinde de sadece bir kemik yığınına dönüşüyor?
Beden, yüz trilyon kadar hücreden müteşekkil büyük bir ülkedir. Ruh ise bu ülkenin değişmez sultanıdır.
Ruh bedeni terk etti mi, beden ülkesi harap olur gider. Bu hakikat bedenini doyurmak ve güzelleştirmekten başka şey düşünmeyip ruhunun ihtiyaçlarını ihmal eden gafil ahmaklara duyurulur...

8 Nisan 2013 Pazartesi

Anti-Siyonist

  • ŞEHADET

  • Şehadet Doruklara Doğru Sevdalanmak
  • Şehadet Dediğin Ebedi Saadet
  • Şehadet Sevgiliye Doğru Kanatlanmaktır
  • Şehadet Sevgiliye Varmak İçin Yarışmaktır
  • Şehadet Bir Tutku Bir Özlem Bize
  • Ey Şehadet Sen Bana Neden Nazlar Edersin

6 Nisan 2013 Cumartesi

Yusuf Süresi


1 - Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik kitabın âyetleridir.

2 - Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.

3 - Sana bu Kur'ân'ı vahyetmekle biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Gerçek şu ki, daha önce senin bundan hiç haberin yoktu.

4 - Hani bir vakitler Yusuf, babasına demişti ki: "Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederken gördüm."

5 - (Babası) "Yavrucuğum! "dedi, "rüyanı kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın açıkça düşmanıdır."


Mukemmel ötesi bir okunuş tüyleri diken diken ediyor...(Allah razı olsun)..

Kin, Haset,Nefret...


Yaşlı adam buyuruyor:
Bakın evlatlar;Dev bir çınar ağacının gövdesinden giren dört kurt, 15 günde bu ağacı kurutur. İnsanın da dört kurdu vardır. Bunlar; kin, nefret, kıskançlık ve husumettir. Bu dört kurdu içimizden atmalıyız. Aksi takdirde, ne yaparsak yapalım, bu dört kurt bizi için için yer, bitirir...